Hep günlük yazmak istemişimdir, ama hayatta her türlü isteğime ket vuran maymun iştahlılığım bu konuda da geri kalmamıştır tuttuğum günlüklerin 3. sayfasının boş kalmasının bir numaralı sebebi olmuştur. Bi anda bu blogda yazma isteğim de buradan doğdu. Şimdi yalnızca ilk iki sayfası dolan günlüklerimin acısını çıkarırcasını bu bloga kanım ısınıverdi bir anda.
İlk yazımda , artık hayatımın benliğimden ayıramadığım tek parçasından bahsedeceğim biraz;
Tıp Fakültesinde okumak.

Konuyu önce karşı taraftan yani tıp fakültesinde okumayanları inceleyerek başlayabiliriz. Bu insanlar üçe ayrılır: terazinin negatif yönünde olanlar, pozitif yönünde olanlar ve nötr olanlar. Terazinin negatif yönünde olanları genel olarak tıp fakültesinde okuyanlara pek sıcak bakmayanlar olarak nitelendirebiliriz. Bu insanlar ya tıp fakültesine girmek istemişlerdir ama girememişlerdir (kedi-ciğer bağlantısı), ya hiç tıp fakültesinden arkadaşları olmamıştır ve tıp fakültesindeki herkesi klasik 'inek' kalıbına sokmaktadır ya da bi baltaya sap olamadıkları için eğitimli insanlara çamur atmaktadırlar. Tabi bu grup diğer iki gruba göre çok azınlıktadır ama olsundur (:)) yine de sinir bozucudurlar. Bu insanlardan gelen klasik tepkiler şu yöndedir: " hangi bölümde okuyosun" " tıp fakültesi" " abi sizinki de iş değil ya hayatın boyunca oku insanın gözleri bozulur!!" " abi sen şimdi ihtisası kazanamazsan sağlık memuru mu oluyosun" " offf 6 sene okul 2 sene zorunlu hizmet 1 sene askerlik sen kaç yaşında evleneceksin , para kazanacaksın" "size ukalalığı kaçıncı sınıfta öğretiyorlar" "profesör olmazsan sen hiçsin abi bu devirde uzman doktora/pratisyene muayene olan mı kaldı". Aşağılamaya çalışırlar " abi benim sol akciğerimin apeksinde lobar pnömoni var ya . - efendim? - bilmiyo musun sen ne biçim doktorsun lan böyle". Şu anda aklıma bu kadar geldi ama daha uzatılabilir bu liste. İkinci grup nötr olanlardır. Bunlar hiç bi tepki vermezler sadece akıllarına gelen binlerce soruyla karşısındakini bunlatır, bayıltır ve tıbba girdiğine pişman ederler " abi mesela şimdi okyanusun ortasında bi salın üstünde tek başına kaldın yanında yiyecek içecek hiçbirşey yok sadece sen varsın beslenmek için vücudundaki bişeyi kullanmak zorundasın nereni kesip yersin? Ya da idrar içsen besleyici olur mu? Ne yapabilirsin?" (bu arada insan vücudundaki en besleyici sıvı spermdir :) tabi sen ayaktan başlayarak kesip yiyeceksen onu bilemem :)) " ya abi benim babam iki sene önce prostat kanseri olmuştu şimdi başı dönüyo onunla alakalı olabilir mi?" " ya benim yazlık komşumun kayınbiraderi geçen dizini kırmış aman aman ayak bileğini kırmış ama iki sene önce de kaburgasını kırmış neden bu adamın heryeri çatır çutur kırılıyor doktor" " Abi kadavra gördünüz mü nasıl bakıyosunuz siz onlara ya iıykkk"
Geleliiiiim en çok sevilen üçüncü gruba:):):) bunlar terazinin pozitif tarafında kalan insanlardır, bayılınası hep konuşulası insanlardır. Bunlar da genel olarak " ya süper ya ben asla okuyamazdım" " ya sen kaç puan yaptın abi helal olsun " " ya adam tıp okuyoooo" " doktoooorrr" "Doktor olup zengin olduğunda bizi de unutmazsın artık :D" şeklinde tepki verirler özellikle kız olduklarında insanın egosunun özgüveninin bir anda tavan yapmasını sağlarlar.
Evet tabi madalyonun öbür tarafından bakmak lazım. Tıp fakültesinde okuyan insanlar.
Bir kere bu insanlar hiç de öyle düşünüldüğü gibi çok ders çalışmazlar. çalışanları da vardır ama bu tıbba özgü bi durum değildir zira her bölümde %5-10 inek olan ve onur belgesi alan bir kesim vardır . Ama sıkıntı yani bu efsane şurdan kaynaklanır; Diğer insanlar tıp fakültesi öğrencilerini çok çalışıyo zannederler ve doktor adayları da bunu kabullenir ve bununla gurur duyarlar. " off off bu okul bitene kadar kafamda saç kalmıcak tükendim tüketti beni bu okul be " koca bi yalan!. Bu durumun tıpta okumakla bi ilgisi yoktur. kendisine güzel bir gelecek hazırlamak isteyen pek çok mühendis , avukat vs diğer tüm insanlar en az tıptakiler kadar çalışmaktadır. Ama komşu teyzelere göre onlar 'elektrikçi, bilgisayarcı eZZacı vs' olacaklardır.(bu ders çalışma durumundan TUS u tenzih ediyorum)
Hani bir laf vardır' tıp fakültesinden herşey çıkar arada bir de doktor çıkar ' işte bu bile aslında tıp fakültesi öğrencilerinin ne kadar sosyal olabildiklerinin bir nevi kanıtıdır.

Ha kötülükleri de vardır doktor adayı olmanın. Zurnanın 'zırt' dediği delik olmak . Yani adeta besin zincirinin 'fotosentez yapan yeşil yapraklı bitkiler' kısmını oluşturmak. çok vardır tıp fakültesi öğrencisi. Bu piramidirin bi üst kısmı 6. sınıf öğrencileri (stajyer doktorlar) bi üst kısmı pratisyen hekimler, bir üst kısmı uzmanlık öğrencileri, uzmanlar , yar. doç. lar, doç.lar ve ennnn üstttee hem ETOBUR hem OTOBUR PROFESÖRLER. yani anlayacağınız tıp fakültesi öğrencilerinin 'OT' olması bu besin piramidinden gelir ders çalışmaktan değil. Gelen yer, giden yer. Sağ kalabilmeyi başaran filizler fidan olur fidanlar ağaç :D.. Gerçekten bitmek bilmeyen eğitimi vardır. Bu kadar atmacanın etoburun otoburun arasından ağaç olmayı başarabilisen bile insanı tüketir yorar üzer. Ama bunları da aşmanın yolları vardır. İnsan hem okuyup hem eğlenebilir. Ya da bir gece saat 12 35 de içini bir blog'a dökebilir :D......