27 Eylül 2007 Perşembe

Dizi Kültürümüz ve Dizilerimiz

Hayatın bu kadar içinden başka bir konu bulunamazdı herhalde. Diziler. Pekçoğumuzun takip ettiği en az 1 dizi vardır. hatta bazılarımız müptelası olmuştur bütün dizilerin." bugün günlerden perşembe mi ? Kurtlar vadisi günü!!!" " Akşam size falan gelemem aliyeyi izliycem" " abi gel birlikte avrupa yakasını izleriz" cümleleri hepimizin duyduğu, tanık olduğu cümlelerdir
Peki neden? Neden bu kadar çok dizi izliyoruz? Neden bu kadar çok dizi yapılıyor?
Öncelikle dizilerde kendimizi buluyoruz galiba ya da başkalarının hayatlarını. İlginç geliyor başka hayatları izlemek. Tıpkı komşunun kapısını dinlemek , dedikodu yapmak ya da BBG izlemek gibi. İnsanoğluyuz , meraklıyız.. Bir egeli olarak sıla dizisi bana çok ilginç gelmişti örneğin. Töreleri, doğu yaşamını bir kitaptan öğrenmek ya da bir belgeselden izlemekten çok daha eğlenceli gelmişti bana.
Bazen de ulaşamadığımız hayallerimiz için izleriz. Ünlü aşk dizilerinde erkeğin ne kadar romantik olduğundan bahsederiz kadının ise ne kadar fedakar olduğundan . Bir annenin şevkatinde buluruz çocukluğumuzu ya da ailenin üstüne kol kanat germiş bir babada.
Bazen de ağlamak için izleriz dizileri. hüzünlenmek için.. (yaprak dökümünün bu denli reyting almasını buna bağlıyorum) . Başkalarının acı çekmesi asla itiraf edemesek te hoşumuza gider. aaa bak ne hayatlar var der kendi hayatımıza şükrederiz...
Bazen ise gülmek için izleriz. Gerçek hayatta pek rastlamadığımız abartı karakterlerin abartı yaşamları çok güldürür bizi. Örneğin ben avrupa yakasını bu yüzden izliyorum. Gülse Birsel'in sınır tanımayan yaratıcılığı ve oyuncuların harika performansı ile birlikte çarşamba günüm resmen karnavala dönüyor.
Peki dizilerin bu kadar çok izlenmesinin sırrı ne? Güzel ve kaliteli diziler yapılıyor ve biz bu yüzden mi bu kadar çok izliyoruz yoksa zaten her gün dizi izleyen hazır bir kesim var ve bunların üstüne mi dizi kuruyoruz. Düşünsenize zaten toplumun büyük bir kısmı her gece dizi izliyor. Bu artık bir ihtiyaç haline gelmiş. Diğer dizilerin arasından birazcık sıyrılabilirseniz buyrun Türkiyenin gündemine oturdunuz bile. Bu kadar kolay!!!...
Bazı diziler vardır. Tüm hikayesi sadece 3 bölümlüktür. aslında bir film senaryosudur ama 3 sene yayınlanan bir dizi olur .Seyirci ilk 3 bölümde bağlanmıştır bir kere bırakamaz da. 3 sene saf gibi izler sonu da rezalet biter. Kudret Sabancı bu konuda çok başarılı bir yönetmen Aliye ile tüm Türkiyeyi baydı resmen Sanem Çelik ten soğuttu bizleri. Şimdi de binbir gece de yapıyor aynısını. BAYDIN BİZİ KUDRETT.. neyse :)
Türk televizyon tarihine adını altın harflerle yazdırmış bazı diziler de vardır tabi. İkinci bahar, Çemberimde gül oya gibi diziler. Çemberimde gül oyadan bahsediyim biraz. Çemberimde gül oya Çağan Irmak'ın çevirdiği son televizyon dizisidir. 1 sezon 40 bölümde tamamlanmıştır dizi. çünkü konusu o kadardır ( zira bir hikaye kaç bölümde anlatılabilir ki 100? 200?). 80 ler dönemini tarafsız ( belki biraz sol görüş açısından) anlatmaya çalışmıştır. İç karışıklıkları darbeyi ve bunların yanında 70 li yılların sonunda yaşanan aşkları anlatmıştır. Şimdi o yılları asla yaşamayacak olan ben çemberimde gül oyayı hayranlıkla ve merakla izlemiştim. Bu aralarda hatırla sevgili aynı etkiyi yaratıyor galiba
Konuyu çok fazla dağıtmak istemiyorum. Zaten bütün dizileri de izlediğim yok. Ahkam kesiyorum bir nevi. Ama eleştiriyorum . Türk televizyonculuğunu eleştiriyorum. insanların düşünme yetisini ellerinden alan medya anlayışını eleştiriyorum. Nerede kaldı bizim siyaset meydanlarımız , Teke teklerimiz, 32. günlerimiz ve bir sürü tartışma programlarımız. Aranızda 12 30 dan önce bu programları göreniniz var mı?



21 Eylül 2007 Cuma

Dexter



Kim ne derse desin, bu adamlar dizi yapmayı biliyor. Bu kadar yaratıcı senaryoları olan, görsellik bakımından zengin, sürükleyici yapımları izledikten sonra insanın televizyonu açası gelmiyor cidden.. Ben iyi bir "kaliteli dizi izleyicisi" olarak, vaktimi harcamak için yeni bir dizi bulmanın sevinci içindeyim.. "Dexter" adlı dizi daha bi ufkumu açtı açıkçası.. Dizinin ana karakteri gündüzleri adli tıptaki bir çalışan, geceleri ise "seri katilleri öldüren bir seri katil".. Başrol oyuncusu Michael C. Hall (aynı zamanda "Six Feet Under"da da oynuyor) oyunculuğuyla, jestleriyle, mimikleriyle açıkçası diziyi izletiyor.. Bi karakter bi insana bu kadar oturur.. Valla uzun lafın kısası bu diziyi kaçırmayın derim çünkü insanın hep karşılaşabileceği türden bir yapım değil.. Şu an bildiğim kadarıyla Cnbc-e de falan yayınlanmıyor, fakat DVD si falan kolayca heryerden bulunabilir.. Bulabilirsem ed2k yada rapidshare linklerini de koyucam.. İyi eğlenceler.. (Bu arada jenerik mükemmel kaçırmayın, izleyin derim.. :)


14 Eylül 2007 Cuma

Siteye Hoşbulmak! >:)



Olduk "2".. İşte ya aranan kanlar yavaş yavaş bulunuyo, siteye canlılık getiriyo.. Valla şenlendirmissin siteyi sayın "tb", eline sağlık.. Ama beni de unutmamak ve kutlamak lazım yazar alımındaki isabetli tercihim yüzünden.. Millet benim elime bakmak zorunda kalmaz artık, zira benim kafa toplamam biraz uzun sürüyo, okuyucular bilirler. :D Gidiyim de bi yedek parçacı bulayım beynimin bi kısmı yanmış galiba, orjinalini getirtmek lazım şimdi yoksa ikinci eli para etmez.. :D Neyse hala geyik yapmaya yarayan bölümü sağlam hiç olmazsa..

13 Eylül 2007 Perşembe

Siteye Hoşgelmek :)



Hep günlük yazmak istemişimdir, ama hayatta her türlü isteğime ket vuran maymun iştahlılığım bu konuda da geri kalmamıştır tuttuğum günlüklerin 3. sayfasının boş kalmasının bir numaralı sebebi olmuştur. Bi anda bu blogda yazma isteğim de buradan doğdu. Şimdi yalnızca ilk iki sayfası dolan günlüklerimin acısını çıkarırcasını bu bloga kanım ısınıverdi bir anda.


İlk yazımda , artık hayatımın benliğimden ayıramadığım tek parçasından bahsedeceğim biraz; Tıp Fakültesinde okumak.

Konuyu önce karşı taraftan yani tıp fakültesinde okumayanları inceleyerek başlayabiliriz. Bu insanlar üçe ayrılır: terazinin negatif yönünde olanlar, pozitif yönünde olanlar ve nötr olanlar. Terazinin negatif yönünde olanları genel olarak tıp fakültesinde okuyanlara pek sıcak bakmayanlar olarak nitelendirebiliriz. Bu insanlar ya tıp fakültesine girmek istemişlerdir ama girememişlerdir (kedi-ciğer bağlantısı), ya hiç tıp fakültesinden arkadaşları olmamıştır ve tıp fakültesindeki herkesi klasik 'inek' kalıbına sokmaktadır ya da bi baltaya sap olamadıkları için eğitimli insanlara çamur atmaktadırlar. Tabi bu grup diğer iki gruba göre çok azınlıktadır ama olsundur (:)) yine de sinir bozucudurlar. Bu insanlardan gelen klasik tepkiler şu yöndedir: " hangi bölümde okuyosun" " tıp fakültesi" " abi sizinki de iş değil ya hayatın boyunca oku insanın gözleri bozulur!!" " abi sen şimdi ihtisası kazanamazsan sağlık memuru mu oluyosun" " offf 6 sene okul 2 sene zorunlu hizmet 1 sene askerlik sen kaç yaşında evleneceksin , para kazanacaksın" "size ukalalığı kaçıncı sınıfta öğretiyorlar" "profesör olmazsan sen hiçsin abi bu devirde uzman doktora/pratisyene muayene olan mı kaldı". Aşağılamaya çalışırlar " abi benim sol akciğerimin apeksinde lobar pnömoni var ya . - efendim? - bilmiyo musun sen ne biçim doktorsun lan böyle". Şu anda aklıma bu kadar geldi ama daha uzatılabilir bu liste. İkinci grup nötr olanlardır. Bunlar hiç bi tepki vermezler sadece akıllarına gelen binlerce soruyla karşısındakini bunlatır, bayıltır ve tıbba girdiğine pişman ederler " abi mesela şimdi okyanusun ortasında bi salın üstünde tek başına kaldın yanında yiyecek içecek hiçbirşey yok sadece sen varsın beslenmek için vücudundaki bişeyi kullanmak zorundasın nereni kesip yersin? Ya da idrar içsen besleyici olur mu? Ne yapabilirsin?" (bu arada insan vücudundaki en besleyici sıvı spermdir :) tabi sen ayaktan başlayarak kesip yiyeceksen onu bilemem :)) " ya abi benim babam iki sene önce prostat kanseri olmuştu şimdi başı dönüyo onunla alakalı olabilir mi?" " ya benim yazlık komşumun kayınbiraderi geçen dizini kırmış aman aman ayak bileğini kırmış ama iki sene önce de kaburgasını kırmış neden bu adamın heryeri çatır çutur kırılıyor doktor" " Abi kadavra gördünüz mü nasıl bakıyosunuz siz onlara ya iıykkk"

Geleliiiiim en çok sevilen üçüncü gruba:):):) bunlar terazinin pozitif tarafında kalan insanlardır, bayılınası hep konuşulası insanlardır. Bunlar da genel olarak " ya süper ya ben asla okuyamazdım" " ya sen kaç puan yaptın abi helal olsun " " ya adam tıp okuyoooo" " doktoooorrr" "Doktor olup zengin olduğunda bizi de unutmazsın artık :D" şeklinde tepki verirler özellikle kız olduklarında insanın egosunun özgüveninin bir anda tavan yapmasını sağlarlar.

Evet tabi madalyonun öbür tarafından bakmak lazım. Tıp fakültesinde okuyan insanlar.


Bir kere bu insanlar hiç de öyle düşünüldüğü gibi çok ders çalışmazlar. çalışanları da vardır ama bu tıbba özgü bi durum değildir zira her bölümde %5-10 inek olan ve onur belgesi alan bir kesim vardır . Ama sıkıntı yani bu efsane şurdan kaynaklanır; Diğer insanlar tıp fakültesi öğrencilerini çok çalışıyo zannederler ve doktor adayları da bunu kabullenir ve bununla gurur duyarlar. " off off bu okul bitene kadar kafamda saç kalmıcak tükendim tüketti beni bu okul be " koca bi yalan!. Bu durumun tıpta okumakla bi ilgisi yoktur. kendisine güzel bir gelecek hazırlamak isteyen pek çok mühendis , avukat vs diğer tüm insanlar en az tıptakiler kadar çalışmaktadır. Ama komşu teyzelere göre onlar 'elektrikçi, bilgisayarcı eZZacı vs' olacaklardır.(bu ders çalışma durumundan TUS u tenzih ediyorum)

Hani bir laf vardır' tıp fakültesinden herşey çıkar arada bir de doktor çıkar ' işte bu bile aslında tıp fakültesi öğrencilerinin ne kadar sosyal olabildiklerinin bir nevi kanıtıdır.

Ha kötülükleri de vardır doktor adayı olmanın. Zurnanın 'zırt' dediği delik olmak . Yani adeta besin zincirinin 'fotosentez yapan yeşil yapraklı bitkiler' kısmını oluşturmak. çok vardır tıp fakültesi öğrencisi. Bu piramidirin bi üst kısmı 6. sınıf öğrencileri (stajyer doktorlar) bi üst kısmı pratisyen hekimler, bir üst kısmı uzmanlık öğrencileri, uzmanlar , yar. doç. lar, doç.lar ve ennnn üstttee hem ETOBUR hem OTOBUR PROFESÖRLER. yani anlayacağınız tıp fakültesi öğrencilerinin 'OT' olması bu besin piramidinden gelir ders çalışmaktan değil. Gelen yer, giden yer. Sağ kalabilmeyi başaran filizler fidan olur fidanlar ağaç :D.. Gerçekten bitmek bilmeyen eğitimi vardır. Bu kadar atmacanın etoburun otoburun arasından ağaç olmayı başarabilisen bile insanı tüketir yorar üzer. Ama bunları da aşmanın yolları vardır. İnsan hem okuyup hem eğlenebilir. Ya da bir gece saat 12 35 de içini bir blog'a dökebilir :D......